21 Haziran 2010 Pazartesi

"Mor ve Ötesi'nden yeni albüm : Masumiyetin Ziyan Olmaz"

Mor ve Ötesi, yeni şarkılarını beklemek için geçirdiğimiz dört yıllık sessizliklerinin ardından, Mayıs ayı içinde yedinci albümleri "Masumiyetin Ziyan Olmaz"ı piyasaya sürdü.
Son günlerin en çok dinlenilenleri arasına girmeyi başaran albümün prodüktörlüğünü geleneği bozmayarak yine Tarkan Gözübüyük üstlendi.
Miksleri Londra’da Chris Sheldon, mastering'i ise Los Angeles’da Evren Göknar tarafından yapılarak dinleyicinin beğenisine sunulan albümde 11 şarkı yer alıyor.

Albüm tam da mor ve ötesi'nden beklenilen kıvamda; sözleri yerinde, müzikleri iyi, altyapıları sağlam, sosyal içeriği bol, akılda kalıcı, gayet keyifli.
Dünya Yalan Söylüyor'daki mesaj vermeye yönelik sözlerin gücünü bu albümde de hissediyorsunuz, yine biraz kırılgan, biraz isyankar, biraz dünyayı çözememiş havanın hakim olduğu tınılar içinde gidip geliyorsunuz.
İşin özü, "Masumiyetin Ziyan Olmaz"ın farklı bir havası, ilginç bir olayı yok, su gibi akıyor, pürüssüz, keyifli, bilindik bir mor ve ötesi çalışması.

Şarkıları dinlerken,sevdiğiniz bir yönetmenin filmini izler gibi hissediyorsunuz kendinizi.
Yönetmen iyi, daha önceki filmler iyi, tarzı iyi, bu da iyi ,tıpkı diğerleri gibi...Yalnız tüm bu bilindikliğe karşın bence albümde iki de sürpriz var. Birincisi "2012" şarkısının müzikal duruşu -ki Mor ve Ötesi'nden böylesi bir şarkı duymak çok güzel oldu, diğeri ise "Yorma Kendini" şarkısı -ki bu şarkıda Mor ve Ötesinin gelmiş geçmiş en eğlenceli şarkısı.

Albümde olumsuz eleştirebileceğim tek nokta Yorma Kendini için çekilen ve bana hayal kırıklığı yaşattıran klip.
Murat Onbul tarafından yönetilen bu klip, sanki birileriyle dalga geçme üzerine yapılmış ama bunu yaparken fazla abartılarak "gerçek mi yoksa dalga mı geçiliyor" sorusunu akıllarda bırakmaya meyilli.
Hele final anındaki manken kızların sahneyi istila etme görüntüsü bence mor ve ötesinin duruşunu yerle yeksan etmiş.Çeşitli forumlarda da gördüğüm kadarıyla bu konuda benimle aynı fikirde olan çok insan var.

Yine albümle ilgili düşüncelerime devam etmem gerekirse, "meksika","sor","araf","nakba", "kara kutu" ve "bisiklet" kaçırılmaması gereken şarkılar arasında. "2012" ise farklı duruşuyla ve içinde gizlediği albüme ismini veren sözleriyle aradan sıyrılıyor.

Özetle, "Masumiyetin Ziyan Olmaz" yine emeği bol, sağlam şarkılarla sadık mor ve ötesi hayranlarını selamlıyor.

Keyifle dinleyin...

"Gözüm yollarda
Yolları sen aşarken
Bekledim ve gördüm ihtiyacım olanı
Biraz şans ve bir bisiklet
Kim tutunmuş zamana
Pişman değilim asla.
Nasıl bir şey
Uykusuz uzağa
Gözlerin mosmor
Bakıyorum ufkuna..." Bisiklet'ten.

Mor ve Ötesi -Masumiyetin Ziyan Olmaz
Rakun Müzik, 2010









Albüm:

1. Korkma
2. Meksika
3. Sor
4. Yorma Kendini
5. Festus
6. Camgezer
7. Araf
8. Nakba
9. Kara Kutu
10. 2012
11. Bisiklet


Albümle ilgili daha derin bilgi sahibi olmak isteyenler için Timeout İstanbul dergisinden Seda Pekçelen'in Mayıs sayısı için grup üyeleriyle yaptığı ropörtajı da ekliyorum:


Albümün ismini ‘Masumiyetin Ziyan Olmaz’ koydunuz. Nasıl karar verdiniz bu isme? Kime hitap ediyorsunuz ‘Masumiyetin Ziyan Olmaz’ diyerek?
Harun Tekin: Bu konuda ilk sorumuzu sormuş oldun. Şarkı içlerinde yer alıp albüme koyduğumuz cümleler bizim tarihimizde var, bu da öyle oldu. Bunlar karşıdakine söylermiş gibi olup, bir yandan da insanın kendine de doğru söylediği cümleler. Benim için en önemli tarafı o. Tıpkı ‘Bırak Zaman Aksın’da olduğu gibi o cümlenin karşı tarafa söylenirken olduğu gibi insanın kendi kendisine söylediği bir yanı da var. Ve içini herkesin kendi istediği gibi doldurabileceği bir şey. Ama galiba masumiyeti güzelleyen bir yanı da var.

Gözlemlediğin bir masumiyet eksikliği mi var çevrede ve buna bir tepki olarak mı böyle bir isim düşündünüz?
Kerem Kabadayı: Yo, hayır yani öyle gözleme dayalı bir mesaj şeklinde çıkmadı albümün adı. Bu söz ‘2012’ adlı şarkının ortasında geçen ve baya bir tekrarlanan bir cümle. Onun çıkışı da aslında stüdyoda oldu yanlış hatırlamıyorsam. ‘2012’in ana teması üzerinde biz gezinirken, Harun da vokalde bir şeyler denerken bir anda çıktı. Bizim de bir taraftan onun rastlantı tarafı hoşumuza gittiği için bir yandan da içine ne koysak farklı bir anlamı olacak bir isim diye beğenip albüm adı yapmaya karar verdik.

Albümün ismini çıkış tarihine kadar gizli tuttuğunuzu biliyorum. Ama facebook, twitter gibi mecralarda ‘masumiyetin ziyan olmaz’ cümlesi bir süredir karşıma çıkıyor. Bu bilinçli bir önden PR kampanyası gibi bir şey miydi? İnsanlarda merak uyandırma amacı mı güdüyordunuz?
H.T: Şöyle, bizim o kadar büyük PR bütçelerimiz yok. Eğer bir yerlerde rastlamışsanız sağdan soldan kulağına çalınan birisindendir.
K.K: Mor ve Ötesi’nden çok, Rakun tarafından şüphelenmekte fayda var.

Nasıl anlatırsınız albümü? Daha öncekilerden hangi açılardan farklı? Hem müzik, hem sözler, hem de albümü yaratırkenki ruh hali açısından soruyorum.
Burak Güven: Bunun cevabını verecek zaman, tam şu zaman değil gibi. Çünkü biz de daha sindirmedik, yeni çıktık kayıtlardan, şimdi mikslerin son hallerini dinliyoruz. Ama kabaca en azından oluşturduğu fikirler kendi adıma, bir devamlılık arz ediyor. Yaptığımız işlerin geçmişinden beslenen ama biraz daha rahat bir albüm gibi geliyor bana. Bir parça daha sanki olgunlaşıyoruz gibi bir his de çıkartılabilir.

Daha deneysel olduğunu mu anlıyoruz?
B.G: Böyle tipik bir deneysellik değil de, hani bizim o bildiğimiz Mor ve Ötesi hazzı içerisinde evet. Enstrüman kullanımı, şarkı formuyla oynamak adına bir şeyler yaptık bu albümde. Yine aslında bazen klasik form, a-b-c diyeceğimiz şeyi koruyup da aslında hiç öyle olduğunu sezdirmeyen şarkılar var. Tamamen o kalıbı zorlayan şarkılar da var.

Peki önceki albümlerden hangisine daha yakın buluyorsunuz bunu?
K.K: Çok zor bir soru. Çünkü bütün albümlerimizde birbirlerine benzeyen yanlar var ama bizim onu değerlendirmemiz çok doğru bir cevap çıkartmaz büyük ihtimalle. Albüm yayınlandıktan sonra dinleyicinin değerlendirmesine şahsen daha çok güvenirim.

Albümdeki şarkılar ne kadar sürede yazıldı? Kayıtlar ne kadar sürdü? Genelde albümler planlanan tarihin sonrasına sarkar, sizde öyle bir sıkışma durumu oldu mu yoksa planladığınız tarihte mi çıktı?
K.K: Planladığımız tarihte çıkıyor. Ama hepimiz farklı süreler söyleyebiliriz bu albümün yapımının ne kadar sürdüğüye ilgili. Aslında ‘Deli’, ‘İddia’ ve ‘Sonbahar’ da bu albümde olmaya aday şarkılardı. 2007 Aralık’ta başlamış bulunduk yeni albüm hazırlıklarına. Araya Eurovision süreci girince o üç şarkıyı da hızlı bir şekilde paketledik ve bir sene boyunca Eurovision’la uğraştık. Sonra ancak 2008’in sonlarında tekrar sıkı bir prova takvimine geri dönebildik.
H.T: Kayıtlara da... Ne zaman başladık? Ocakta sanırım. Mart ayının sonlarına kadar da devam etti...

Mor ve Ötesi’nin ‘Dünya Yalan Söylüyor’ öncesinde kemik bir dinleyici kitlesi vardı. Sizin her konserinize gelen, forumunuzda yazan insanlardı. Bu kitle son birkaç seneki yükselişinize nasıl bir tepki verdi, hâlâ Mor ve Ötesi’ni aynı gazla desteklemeye devam ediyorlar mı hepsi?
K.Ö: Hepsi arkadaşımız. Bir yerde karşılaştığımızda her zaman konuşacak bir şeylerimiz oluyor. Yani o yüzden öyle fan, hayran gibi değil de zamanında bizi sevip desteklemiş dostlarımız gibi bakıyoruz özellikle o ilk 98’deki Mor Pano ekibine. Bilmiyorum bizim yükselişimizle ilgili sıkıntısı olmuş arkadaşlar da olabilir. Ama biz pek öyle bir şey sezmedik sanki.
B.G: Bazı insanlar hoşlandı, bazıları haklı veya haksız sebeplerle hoşlanmadılar.

Yoğun bir dönem arifesindesiniz. Röportajlar, televizyon programları, klip çekimleri başlayacak. Bu genelde müzisyenler için sıkıcı olabilen bir dönemdir diye tahmin ediyorum, sizin için de öyle mi?
K.Ö: Sıkıntılı dönemi atlatmış gibi görünüyoruz çünkü albümün yaratılması, kayıt ve sonrası her zaman için en zorlayıcı, yıpratıcı demeyeceğim ama yorucu bir süreçtir. Şimdi biraz daha rahatız.
K.K: Esas konserleri bekliyoruz.

Röportaj vermek, televizyona çıkma, PR çalışmaları vs. size keyif veren mi, yoksa ‘öff sıkıldım’ dedirten şeyler mi?
H.T: Sıkıcı olabiliyor tabii diğerine göre ama sonuçta röportajlar keyifli olabiliyor. Fotoğraf çekimi için bir araya gelmek, video klip seti; onlar şahsen beni en çok onlar sıkıyor.
K.K: Video klip seti herhalde bir numara sıkıcılık ve yoruculuk açısından.

‘Dünya Yalan Söylüyor’ kariyerinizde dönüm noktasıydı. Geriye dönüp bakınca, patlamanızın nedeni olarak neyi görüyorsunuz?
K.K: Bunun üzerinde o kadar çok konuştuk ki, vardığımız son nokta ‘her şey’ oldu. Her şeyin bir araya gelmesi ve doğru zamanda doğru yerde bulunmamız. Çok büyük bir olaydı bizim için. Yani o kadar büyük olaylar her şeyin bir araya gelmesiyle olur.

Sadece daha ‘hit’ şarkılar yazmak değildi herhalde? Başka etkili olan unsurlar da var mıydı?
H.T: Değil değil, bir sürü şey... Tarkan Gözübüyük’le çalışmak, artık 20’li yaşların ortasını geçmemiz, üniversiteli olmadığımızın farkına varma halleri gibi bir sürü şey.

Eurovision da yine önemli bir nokta geçmişinizde. Katılmanızın kariyerinize zarar verdiğini ve yarışma sonrası düşüşe geçtiğinizi söyleyenler oldu. Sizse gözlemlediğim kadarıyla hep Eurovision kararınızın arkasında durdunuz. Şimdi durup düşündüğünüzde, üzerinden bu kadar zaman geçmişken hâlâ Eurovision’a katılmanın doğru bir karar olduğunu düşünüyor musunuz?
Size şimdi bile yarar sağlayan getirileri oldu mu mesela müzikal anlamda veya PR açısından.
H.T: Bu albüme bile bir şeyler katmış olabilir, mesela 2007’in sonunda başladığımız sırada araya Eurovision girmeseydi belki bu albüm bu şekilde olmazdı. Daha erken çıkardı, başka türlü bir albüm olurdu. Daha iyi ya da daha kötü değil. Belki de bizim son iki stüdyo arasındaki zamanı rahat kullanabilmemize yardımcı oldu Eurovision’a katılmak. 2008’de o deneyimi yaşamamış olsaydık, 2009’da “Hadi artık albüm” gibi bir şey olacaktı. Ama son iki yılda daha fazla bir albüme odaklanmamıza bile yardımcı oldu.
K.K: Ezel Akay’la bir klip çekmemizi sağladı ayrıca.
K.Ö: Birçok yabancı dinleyici kazanmamıza sebep oldu. Ayrıca benim için şarkının nasıl tepki gördüğü, şarkının nerede durduğu önemliydi. Konserlerde en keyif alarak çaldığımız ve herkesin de eşlik ettiği şarkılardan biri haline geldi sonuçta. O zaman benim yüzümde sadece gülümseme oluşturabiliyor, Eurovision zamanını düşündüğüm zaman. Bütün o deneyimden nasıl geçtiğimizi düşününce ben hâlâ arkasındayım ve “İyi ki yapmışız” diyorum.

Yeni albüme dönelim tekrar, kimlerle çalıştınız? Konuk sanatçılar var mı?
B.G: Mert Topel albümde tuşlu çalgılarla, klavyeyle, ksilofonuyla eşlik etti bize. Onun dışında prodüktörümüz Tarkan Gözübüyük, provaların önemli bir kısmını da onunla birlikte yaptık. Hem ‘Büyük Düşler’de, hem ‘Başıbozuk’ta mikslerimizi yapan Chris Sheldon bu sefer daha da fazla işin içerisindeydi. Şarkıları hazırlama aşamasındayken ona gönderdik, fikirlerini aldık ayrıca kendisini tam biz davul kayıtlarına başlamadan önce İstanbul’a geldi, provalarımızı izledi, onunla biraz fikir alışverişi yaptık.
H.T: Ve en önemlisi karlı şehrimizi görmüş oldu.
B.G: Karlı şehrimizi görüp, değişik yörel yemeklerimizden yedi. Davullarımızın bu kadar harika olmasında onun davul kayıtlarında bulunmasının da payı var. Ayrıca biz genelde albümlerimizde yaylı maylı bir şeyler kullanırız. Bu albümde bizim klasik dörtlü formasyona sadece analog sesleriyle synth’ler eklendi. Onlarda da Mert’in de seçimleriyle bilgisayar ortamında seçilmiş şeylerden ziyade plug-in dediğimiz, hep döneminin önemli aletlerini müziğimize katmış oldu. O açıdan da sound’umuzun organikliğinde bir parça bu klavye yaklaşımının payı var.

Bir plak şirketiniz var kendi albümlerinizi de yayınladığınız, Rakun Müzik. Zamanında ‘Şirket’ diye bir şarkı yapıp, kurumsal iş anlayışlarını da eleştirmiştiniz. Bu açıdan bakınca gerçekten şirket sahibi olmak size ne hissettiriyor? Hiç çelişki yaşadınız mı içinizde? “Ben müzisyenim, böyle işlerle uğraşmamam lazım” diyor musunuz mesela?
K.K: İşte şirketler insanı şirket kurma noktasına getirebiliyor.

Rakun Müzik’in günlük işleyişine ne kadar dahil oluyorsunuz?
K.K: Dönem dönem değişiyor tabii. Sakin’in, Gren’in ve Ayça Şen’in albümlerinin çıkışının öncesinde yani daha büyük kararlar alacağımız zaman meclisi topluyoruz. Onun dışında günlük işleyiş tamamen Can’ın ve Rakun ekibinin ellerinde.

Türkiye’de müzisyene verilen değer, dinleyici kitlesinin tepkileri ya da kalitesi konusunda neler düşünüyorsunuz?
B.G: Biz müzisyen olarak şanslı kesimdeyiz o açıdan belki de asıl konuşması gerekenler başkaları olabilir.

Hangi açılardan şanslısınız?
H.T: Dünyada ve Türkiye’de müzisyenlerin belki on binde biri belki yüz binde biri sevdikleri müziği yaparak hayatlarını sürdürebiliyorlar. Bu açıdan dünyanın en şanslı müzisyenleri arasında yer alıyoruz.

Olmasaydı ne yapıyor olacaktınız sence?
H.T: Daha sinirli oluyor olacaktık herhalde.

Neyle ilgil olurdun mesela?
H.T: Futbolla . Top peşinde koştururdum.
K.K: Ben marangoz olmak isterdim. Onu hâlâ yapabilirim de vakit gerekiyor biraz.

Tatmin oluyor musunuz burada aldığınız tepkilerden, Türkiye’deki müzisyenlerin genel konumuyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Neyin değişmesini isterdiniz?
B.G: Müzisyen algısı bence yavaş da olsa sürekli iyiye doğru gidiyor, özellikle 90’larda Türk popu patlayıp bütün popçular üstü açık BMW’lere binmeye başladıktan sonra bu iş futbolculuk gibi Türk ailelerinin kafasında davulculuk, zurnacılıktan çıkıp bir çağ atladı. Özellikle bizden bir kuşak önceki arkadaşlarımızın uyandırmasıyla ne yaptığımızı bir süre sonra anladık. Çok önemli bir şey altını çizmek gerekir, kendi istediğin müziği yaparak bir şekilde hayatını devam ettirmek; bu başlı başına bir olaymış. Doğrusu ben durumu çok çok kötü görmüyorum, sadece insanların hayatları harcanmamalı, çünkü sanatçı bir toplumun lokomotifidir. Yıllarca eğitilmiş insanların devlet okullarından çıkıp da sokakta işsiz kalmalarını, devlet tarafından onlara sahip çıkılmamasını en önemli problem olarak görüyorum. Gerçekten devletin sanatçıya bakışını değiştirmesi ve onların hayatını insani şeylere taşıması lazım.

En son gittiğiniz konser hangisiydi?
H.T: Ghetto’da Sakin konseri. Bir grubun kaderinin değiştiğini görmeye başladığınız konserlerdendi.
B.G: Ben de Ghetto’da Archie Shepp konserine gittim. Oldukça güzeldi zaten öyle dev bir ismi görmek, orada olmak, onların sesini duymak bile anormal bir şey. Ama ben biraz daha onun deneye açık tarafını isterdim. Birazcık daha konservatif, birazcık Türkiye’ye üçüncü-beşinci dünya repertuarı hazırlamış olabilir. Günahını almayayım.
K.Ö: En son geçen yıl, bayağı olmuş aslında, Tricky’i seyrettim One Love’da.
K.K: Ben de galiba en son geçen sene gittim konsere. Ghetto’da, Şevval Sam Uluslararası Hrant Dink Vakfı yararına bir konser veriyordu, ona gitmiştim. Zaten konser konusunda en zayıf olan benim grupta. Çok ilgim olamadı canlı müzik izlemeye.

Neden ilgin yok? Bir müzisyen için garip değil mi bu?
K.K: Bilmem, neden olsun ki ilgim?
K.Ö: Albüm yapım aşamasında da konserler oldu hep gidip geldik belki o yüzden, konser vermekten konser izlemeye çok fazla motivasyonumuz olmadı.

İstanbul’da indie camiasında bir hareketlenme var birkaç senedir, siz daha mainstream bir grup olarak bunları takip ediyor musunuz? Peyote’yi, Dogzstar’ı mesela.
H.T.: Bir zamanlar biz de indie’ydik. Peyote’de biz de uzun zaman çaldık indie iken. O konuda baya bir nabzı tutuyor gördüğüm kadarıyla, Peyote’nin orta katı. Bir şeyler yapmak isteyen, sivrilen, yeni şeyler sunmak amacında olan bir sürü genç grup orada bildiğim kadarıyla. Onun dışında genelde arkadaş tavsiyesiyle haberim olursa Myspace’den genellikle Türk gruplarının neler yaptıklarını takip ediyorum.
K.Ö: Softa’yı ben çok beğendim. Bayağı iyiler. Video kliplerini de bir arkadaşımız yaptı. Çok enteresan.
H.T: O bütün indie hareketlilik ile ilgili herhalde, sadece grupları değil birazcık mekânlarıyla, hayat tarzlarıyla bir kesimi kastediyorsun sanırım. Biz küçükken de vardı böyle bir indie’lik, ama şimdi birazcık daha çeşitlilik oldu galiba. O mesela indie dediğimiz şeyin de kendi içinde çeşit çeşit olması gerekir ve ancak o durumda ona indie denebilir. Yoksa ‘işte bunlar da indie’ diye bir yuvarlak yapmak kolay değil. Ama İstanbul’da bu çeşitliliğin oldukça oluştuğunu düşünüyorum.

Var mı beğendiğiniz isimler indie gruplar arasında?
K.K: Benim bir iki kere hiç ideal olmayan koşullarda canlı izleyip çok beğendiğim, Marsis var. Ayrıca Gren ve Sakin’i çok beğeniyorum. Ama biz yayınlıyoruz diye demiyorum bunu, hepimiz beğendiğimiz için yayınladık. O yüzden biraz zor oluyor söylemek.
H.T: Bir sürü grup var aslında beğendiğimiz. Mesela o DANdadaDAN’dan çıkan iki tane şey de enteresan. 123 bunların bir tanesi mesela. Bir de Korhan ve Kara Orkestrası yanılmıyorsam. Onları hâlâ adamakıllı izleyememiş olsam da dinleyip baktığım kadarıyla çok heyecan verici buluyorum. Bir de Esin İris diye bir hatun var, onu çok başarılı buluyorum. Onun dışında zaten yürümekte olan işte Çilekeş olsun, Sakin olsun; bir sürü var saymakla bitmeyecek.
K.K: Bu arada biz yine indie olduk. Rakun Müzik bir indie plak şirketi. Biz de indie’yiz. Major bir plak şirketine bağlı değiliz.
H.T: Bizi artık mainstream sayamazlar. (Ropörtaj kyn.http://www.timeoutistanbul.com/ )

Mor ve Ötesi web : http://www.haruntekin.com/index.tsp

Mor ve Ötesi Myspace: http://www.myspace.com/morveotesi

Masumiyetin Ziyan Olmaz : http://www.masumiyetinziyanolmaz.com/

Related Posts with Thumbnails